CEMRE FM 98.0 | GÖNÜLLERE DÜŞEN CEMREYİZ
CEMRE FM CANLI YAYIN
Şuan CEMRE FM'de



Dinliyorsunuz

BUGÜN YAYIN AKIŞI
SAAT   PROGRAM
14:00   AYDINLIĞA DOĞRU / SİYER
15:10   SESLİ MAKALE
16:00   KUR'ANIN GÖLGESİNDE TEFSİR
17:05   İSTEK SAATİ - CANLI
11:30   CUMAYA DOĞRU / VAAZ / SOHBET
19:00   ANA HABER BÜLTENİ
10:00   SABAH İSTEKLERİ / CANLI
08:00   BASIN STÜDYOSU (HAYIRLI SABAHLAR)
07:00   KISASÜRE-DUA-MESAJ
20:00   DÜŞÜNCE DÜNYASI - CANLI
22:00   ROMAN KUŞAĞI
23:00   İLAHİ EZGİ ŞİİR MESAJ
24:00   MEALLİ HATİM
13:00   İLAHİ / EZGİ / TARİHTE BUGÜN
15:00   15 ARA HABER
16:30   ROMAN KUŞAĞI
Multimedya
Kuran Dinle
İnternetin Zararları
Ayet-i Kerime

"Allah (c.c), faizi yok eder de, sadakaları arttırır.
Allah (c.c) günahkâr kâfirlerin hiçbirini sevmez." (Bakara - 276)

Hadis-i Şerif

"Recep ayı Allah'ın ayı, Şaban ayı benim ayım, Ramazanda ümmetimin ayıdır."

[Aclûnî - Keşful'l - Hafâ] []

ANKET
 RADYOMUZUN YENİ YAYIN DÖNEMİNİ NASIL BULDUNUZ? 
 MÜKEMMEL
 ÇOK İYİ
 İYİ
 NORMAL
 DAHA İYİ OLABİLİRDİ
 KÖTÜ
Diğer Anketler
Mardin Hava Durumu
MARDIN
DÜNYA MUSTAZAFLAR HAFTASI
Mart ayının “Dünya Mustaz’aflar Haftası”nı ihtiva etmesi münasebetiyle, Kur’an-ı Kerim ayetleri ışığında bu konuyu etraflıca işlemeye çalışacağız. Mustaz’af kavramı, art niyetli ve ön yargılı bazı kişilerin zannettikleri gibi kimi ülkelerden ithal edilmiş salt bir slogan değildir. Bilakis her Müslüman’ın iyice bilmesi gereken en esaslı Kur’anî kavramlardan biridir. Ama maalesef toplum olarak Kur’an’dan, özellikle de Kur’an’ın manasından uzak kaldığımız için bu tür kavramlara da yabancı kaldık. Kur’an-ı Mubin’de bu kavram zıddı olan “müstekbir” kavramı ile birlikte çokça işlenmiştir. Mustaz’af, “za-u-fe (zayıf oldu)” fiilinin istif’al babından ism-i mef’uldur. Mustaz’aflar (güçsüzler) kelimesi Kur’an-ı Kerim’de müstekbirler kelimesinin karşıtı olarak kullanılır. Müstekbir, kendini büyük ve üstün görüp gerçekleri kabul etmeyen, hakka karşı inatla direnen kimse demektir. Kur’an-ı Kerim’de üç farklı mustaz’af tablosuyla, yani mustaz’aflık durumu farklı olan üç çeşit halk tabakasıyla karşılaşmaktayız. Sindirilmiş, Yozlaştırılmış Mustaz’af Halklar Bunlar mevcut istikbar rejimleri tarafından sindirilmiş, onların zulüm ve baskılarına tamamen boyun eğmiş, zorba güçlerin istediği kıvama gelmiş halk kitleleridir. Söz konusu bu kesim, gerek korkularından, gerekse dünyevi bir takım çıkarlarından ötürü hem kendilerine, hem de başkalarına yapılan zulüm ve haksızlıklara asla ses çıkarmazlar. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıyla hareket eden bu güruh, bilerek veya bilmeyerek zorbaların ekmeğine yağ sürmekte, saltanatlarını kavileştirmekte, zulüm çarkının dönmesine yardımcı olmaktadır. Bunlar; “Zulme rıza zulümdür” hakikati gereği zalimleşmiş, zulmün ve zulüm çarkının bir parçası konumuna gelmişlerdir. Bunların teslimiyetçi zayıflıklarının Hakk nezdinde kabul görmeyeceğini ve ahirette azaptan yakalarını kurtaramayacaklarını ilahi ikazlardan öğrenmekteyiz: “Melekler kendi nefislerine zulmedenlerin canlarını alırken onlara derler ki: ‘Ne halde idiniz?’ Onlar: ‘Biz yeryüzünde Mustaz’aflar (zayıf bırakılmış kimseler) idik’ dediler. ‘Allah’ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!’ İşte onlar barınakları cehennem olanlardır. O ne kötü bir dönüş yeridir.” (Nisa-97) Güçsüz Mustaz’aflar Bunlar Haktan ve hakikatten yana olan, adaleti gözeten, hiçbir şekilde zulme ve zalimlere meyletmeyen halk kitleleridir. Ancak fıtrat ve nesil düşmanı işgalci ruhlular tarafından sömürülmüş, zenginlik kaynaklarına el konulmuş, esaret altına alınmış ve yoksulluğa terk edilmiş zümrelerdir. Bunların içinde takatten kesilmiş ihtiyarlar, direnmeye ve haklarını almaya güç yetiremeyen kadınlar, zavallı çocuklar, malca fakir; beden, akıl ve ruh itibariyle hasta olanlar mevcuttur. Yüce Allah’ın bu kategoride yer alan mustaz’afları affetmesi umulur. “Ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan (hicret etmeye veya direnmeye) bir yol bulamayan mustaz’aflar müstesnadır. Bunlar, Allah(cc)’ın kendilerini affetmesi umulanlardır. Doğrusu Allah affedendir, bağışlayandır.” (Nisa-98,99) İmkân sahibi mü’min ve Müslümanların dinleri, dilleri ve renkleri ne olursa olsun bu mustaz’afları sahiplenmesi, haklarının iadesi, sömürü ve zulümden kurtulmaları için mücadele vermeleri gerekir. Uyanmış, bilinçlenmiş Islahatçı Mustaz’aflar: Bunlar ilahi vahye gönül vermiş, Allah’ın elçilerine ve onların varisi olan âlim ve rehberlere tabi olmuşlardır. Kurtuluşun, azadeliğin, saadetin, izzet ve şerefin iman ve İslam’da olduğuna kanaat etmişlerdir. İhlâslı ve sadık İslam davetçilerinin saflarında bir araya gelmiş, cemaat olmuş, bütün mahrumiyet ve imkânsızlıklar karşısında ittifak sayesinde güç kazanmış, güç ve kuvvetlerinin farkına varmışlardır. Öyle ki zalim ve zorbalarla hesaplaşmaya başlamış, dişleri ve tırnaklarıyla haklarını söke söke alma mücadelesine girişmişlerdir. Âdem aleyhisselamdan bu yana resullere ve İslam davetçilerine öncelikli olarak icabet eden, çoğunluğu kölelerden, kadınlardan, yoksullardan ve bir şekilde dışlanmışlardan oluşan bu kesim, İslam davasının yükünü omuzlamış, bu şerefli davanın öncü erleri olmuşlardır. Müstekbirlerin, Hak elçilerinin etrafında pervane olan bu zayıf ve ötekileştirilmiş insanlarla bir arada bulunmayı gururlarına yediremediklerini yine Kur’an-ı Hâkim’den öğrenmekteyiz. “Kavminden ileri gelenler (Nuh’a) dediler ki: “Biz Seni bizim gibi bir insan olmaktan başka bir şey olarak göremiyoruz. Bizden Sana uyanların da aşağı tabakadakilerden başkası olmadığını görüyoruz…” (Hud-27) Müstekbirler, benzer sözleri diğer elçiler için de sarf etmiş, etraflarında kenetlenmiş yoksul ve zayıfları kovmaları durumunda kendilerine ittiba edebileceklerini ileri sürmüşlerdir. Allah’ın son elçisine tabi olan, davanın ilk çilekeşlerinin de mustaz’aflardan müteşekkil olduğunu görmekteyiz. Bizans İmparatoru Heraklius, Mekke müşriklerinin ileri gelenleriyle yaptığı bir görüşmede söz konusu Hz. Peygamber olunca, Ona tabi olanların hangi kesimden olduğunu sormuş, Ebu Süfyan’ın: “Ekseriyetle fakir ve zayıf insanlardır” demesi üzerine: “Zaten peygamberlerin tabileri zayıf halk kesimi olur” itirafında bulunmuştur. Kur’an-ı Kerim’de: “And olsun, biz her ümmete ‘Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının’ (diye tebliğde bulunan) bir peygamber gönderdik…” (Nahl–36) buyrulmaktadır. Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Yusuf, Musa, İsa…(Allah’ın selamı hepsinin üzerine olsun) bütün peygamberler, mustaz’af halkların kurtuluşu, cehaletten medeniyete, esaretten özgürlüğe, zaruretten (fakirlik) saadete kavuşmaları için mücadele etmişlerdir. Allah(cc)’ın elçileri, mazlum, mahrum ve mustaz’af halk kitleleriyle dayanışma içine girmiş, aralarındaki ihtilaflara son vermek ve zenginlik kaynaklarını işlettirmek suretiyle onları güç ve imkânlarına kavuşturmuşlardır. Nitekim mustaz’aflar asıl itibariyle zayıf ve güçsüz değillerdir. Ancak zalim ve düzenbaz yöneticiler tarafından baskı ve hile ile zenginlik kaynakları ellerinden alınmış, aralarında bir takım suni sorunlar, ihtilaflar ve kargaşalar çıkarılmak suretiyle güçsüz bırakılmış kimselerdir. Musa aleyhisselam, yeryüzünde böbürlenen, zulümde haddi aşan, halkını çeşitli gruplara ayıran, onlardan bir zümreyi mustaz’aflaştıran, erkek çocuklarını boğazlayıp kız çocuklarını sağ bırakan Firavun’a karşı İsrailoğullarına kol kanat germiş, onlara önderlik ederek azgın Firavun’un zulmünden kurtulmalarını sağlamıştır. Âlemlere rahmet olarak gönderilen son peygamber Hz. Muhammed (sav), henüz kendisine risalet görevi tevdi edilmeden önce “Hılfu’l Fudul” (Faziletliler İttifakı) denilen gönüllü bir teşkilat ile nübüvvet sonrası ise, hayatı boyunca devam edecek bir çalışma ve mücadele sayesinde mahrum ve biçareleri himaye etmiş, onların selamet sahiline çıkmaları için gece gündüz cehd etmiştir. Taif dönüşünde baştan aşağı kanlar içerisinde kaldığı halde ümidini yitirmemiş, Âlemlerin Rabbine iltica ederek: “Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah’ım! Gücümün azlığını ve çaresizliğimi Sana arz ediyorum. Sen mustaz’afların Rabbisin…Güç ve kuvvet Senindir….” şeklinde yine mazlumlar için niyazda bulunmuştur. Onun bu yöndeki mücadele ve zaferini bakınız şair ne güzel ifade etmiş: Ey Sevgili! Seni ancak toprağa diri diri gömülen kız çocukları anlar Seninle gülmeye başladı yetim çocuklar İnsan olduklarını Seninle öğrendi, bir meta gibi görülen kadınlar Seninle dindi, yalın ayaklı mazlum ve mustazafların gözyaşları Açlar senin elinden doydu, Seninle gönül pınarından kana kana içti susuzlar Kölelikten efendiliğe Seninle yükseldi, derisi kara olanlar Ve seninle zillet libasını giydi, nefsini ilahlaştıranlar. (N.Tutar) Hem ilahi emir de bu yönde değil midir: “Size ne oluyor ki Allah yolunda ve “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu beldeden çıkar, bize katından bir dost, bir yardımcı gönder” diye dua eden mustaz’af erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?!” (Nisa–75) Günümüz dünyasında Kur’an-ı Mubin’de sarih bir şekilde resmedilen ve tarih boyunca emsallerine sıkça rastlanan üç farklı mustaz’af tablosunu da görmek mümkündür. Siyasi anlamda; devlet otoritelerinin, derin güçlerin ve güdümlü iktidarlar ile dev sermaye sahiplerinin şahsi çıkarları için sebebiyet verdikleri mağduriyet ve mahrumiyetler; Sosyal anlamda; haddi hesabı olmayan adaletsizlikler, ayrımcılık ve ötekileştirmeler; Ekonomik anlamda; herkesçe ayan beyan olmuş bölge ve şehirlere göre gelişmişlik farkı, gelir dengesizliği, zenginlik kaynaklarının kurutulması veya başka taraflara akıtılması… Hakeza işsizlik, yoksulluk ve emeğin karşılığının verilmemesi; Dini anlamda; insanların cehalet karanlıklarına terk edilmesi, dinleri ve inançlarının gereklerini öğrenme, yaşama ve yaşatma imkânlarından yoksun bırakılmaları, dahası dini değerlerinin ve hassasiyetlerinin sistematik olarak yozlaştırılmaya çalışılması; Kültürel anlamda; ana dillerini konuşma, örf, adet, gelenek ve göreneklerini yaşama ve yaşatma hakkından mahrum bırakılmaları, buna karşın tek tip kültür ve medeniyetin (Batı kültür ve medeniyeti) dayatılıp yaygınlaştırılması; Eğitim alanında eşit haklara sahip olamamaları, eşit imkânlardan faydalanamamaları Mustaz’aflığın farklı şekillerdeki tezahürleri değil midir? Son olarak ilahi iradenin mustaz’aflardan yana olduğu, Adalet-i İlahiye’nin dünyevi tecellilerinin er veya geç tahakkuk edeceği, müstekbirlerin alaşağı, mustaz’afların ise muzaffer ve mesrur olacağı günlerin yakınlığını muştulayan ilahi haberlerle mevzuya son vermek istiyorum: “Biz de istiyoruz ki, yeryüzündeki mustaz’aflara lütfedelim. Onları önderler yapalım. Onları mirasçı kılıp, yeryüzünde iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım. …” (Kassas–5) “Zalimler yakında nasıl bir inkılap ile devrileceklerini bileceklerdir.” (Şuara–227) “Küfür devam edebilir ancak zulüm devam edemez.” (Hadis-i şerif) Buna tarih şahitlik etmekte, buna günümüzde gözler önünde vuku bulan hadiseler şahitlik etmektedir. Zorlu kışın ardından bahar güneşinin doğuşuyla adeta kardan adamlar gibi devrilip eriyen nam yapmış zorbaların trajikomik akıbetleri en anlamlı canlı örnekler değil midir? Selam ve dua ile İnzar Dergisi / Mart 2012 - 90. Sayı
8285 kere okundu.
Diğer Makaleler