CEMRE FM 98.0 | GÖNÜLLERE DÜŞEN CEMREYİZ
CEMRE FM CANLI YAYIN
Şuan CEMRE FM'de



Dinliyorsunuz

BUGÜN YAYIN AKIŞI
SAAT   PROGRAM
14:00   AYDINLIĞA DOĞRU / SİYER
15:10   SESLİ MAKALE
16:00   KUR'ANIN GÖLGESİNDE TEFSİR
17:05   İSTEK SAATİ - CANLI
11:30   CUMAYA DOĞRU / VAAZ / SOHBET
19:00   ANA HABER BÜLTENİ
10:00   SABAH İSTEKLERİ / CANLI
08:00   BASIN STÜDYOSU (HAYIRLI SABAHLAR)
07:00   KISASÜRE-DUA-MESAJ
20:00   DÜŞÜNCE DÜNYASI - CANLI
22:00   ROMAN KUŞAĞI
23:00   İLAHİ EZGİ ŞİİR MESAJ
24:00   MEALLİ HATİM
13:00   İLAHİ / EZGİ / TARİHTE BUGÜN
15:00   15 ARA HABER
16:30   ROMAN KUŞAĞI
Multimedya
Kuran Dinle
İnternetin Zararları
Ayet-i Kerime

Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah'ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir. (Maide - 54)

Hadis-i Şerif

"İnsanoğluna şu beş şeyden hesap sorulmadıkça onun ayakları Kıyâmet Gününde Rabbinin huzurundan ayrılmayacaktır: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nerede kazanıp nereye harcadığından ve öğrendiği ilimle nasıl amel ettiğinden."
(Tirmizi, Sıfâtü-l Kıyâme: 1)
[]

ANKET
 RADYOMUZUN YENİ YAYIN DÖNEMİNİ NASIL BULDUNUZ? 
 MÜKEMMEL
 ÇOK İYİ
 İYİ
 NORMAL
 DAHA İYİ OLABİLİRDİ
 KÖTÜ
Diğer Anketler
Mardin Hava Durumu
MARDIN
Ağla ey nefsim ağla!
Ağla ey nefsim ağla! “Ebediyyen ağlamamak için, şimdi ağla! Kabirde, mahşerde ve sırat köprüsünde ağlamamak için, biraz bu dünyada ağla!” Ağlamak; gafletten uyanmaktır… Ağlamak; nefsin ıstırabı, ruhun intibahıdır. Ağlamak farkına varmak ve yol aramaktır… Ağlamak; her arayışın başlangıcıdır… Bugün dünyada ağlamayan, yarın ahirette ağlayacaktır. Ey gafil nefsim! Gözünü ve kulağını biraz dünya velvelesinden ve fuzuli meşgalelerinden, lüzumsuz oyun ve eğlencelerinden, vehim ve vesveselerinden ve akıbeti meçhul heveslerden çevir, dur ve dinle de sana biraz nasihat edeyim. Kime; kendi kendime… Ey gafil ve de cahil nefsim! Gözünü açıp dünyaya bakıyorsun ve dünyadan gelen sesleri duyuyorsun ve aldanıyorsun. Hayali ve zevali görüntüleri gerçek sanıyorsun ve netice ve akıbeti düşünmeden onlara meylediyorsun. Akıbeti meçhul bir hayal uğruna nadide, ömür sermayesini heba edip hasret ve nedametle ebediyete göçenlerin halini çok iyi bildiğin halde yine de dünyadan meylini kesemiyorsun. Dünya nedir? Heva ve heves… Anlık bir rüyanın içinde kaybolup giden hayallerden ibaret fani arzular, tutkular ve ihtiraslar… Gördüğün her şey zevale mahkûm; bir anlık serap… Dünya güzelleri gölgedir, şekil ve surettir; neticede fanidir, yok ve hiç hükmündedir. Dünün güzelleri hayal gibi kaybolup gitti; süslü bedenlerini kabirde böcekler yedi. Bugünün güzelleri de yarın kabre girecek, onları da böcekler yiyecek. O alımlı gövdeler kokuşmuş birer leş haline gelecek ve onlara bakmaya hiç kimse tahammül edemeyecek. Dünyanın en güzel bedenleri de bir gün teneşire gelecek ve kefene bürünüp kabir toprağına girecek. Kabir, dünyaya ait bütün seslerin kesildiği ve dünyevi güzelliklerin bittiği, dünya aklının iflas ettiği yer… Zaman ve mekân kaydının düşürüldüğü mücerred âlemin giriş kapısı, dünyalık fani itibarların sıfıra indiği ve tutku ve arzuların çözüldüğü, dünyanın içindekilerle birlikte öldüğü yer… Kabir, gerçeğin ta kendisi; şu fani dünyada en hakiki mekân, kabristan! Bütün dünyayı sana verseler ne olacak, sanki sana mı kalacak. Dünya kime kaldı ki, sana kalacak. Nice beyler ve güzeller sonunda hep kara toprağa girdiler; köşkleri konakları terk edip gittiler. Sadece üç beş gün fani dünyada sefa sürdüler… Acaba şimdi kabir âleminde ne haldeler?! Dünyada geçen günleri bir rüya gibi kaybolup gitti; sanki hiç yaşanmamış gibi… Sabah oldu rüya bitti. Bugün yarın derken ömür defteri tükeniverdi. Bir hiç gibi… Ey dünyanın akıbetini göremeyen gafil nefsim! Uyanmak ve işi anlamak için kabre girmeyi bekleme! Şimdiden kendini ölmüş ve kabre gömülmüş bil! Şu halinle kabre girdiğini düşün; ne yapacaksın orada, nasıl kurtulacaksın, kıyamete kadar kabir âleminde nasıl yaşayacaksın? Orada amellerinle baş başa yapayalnız kalacaksın. Kabrin, amellerine göre genişleyecek veya daralacak. Dünyada yaptığın her amel orada karşına çıkacak; başrolünde oynadığın kendi filmini izleyeceksin orada… İyi amellerin güzel suretlerle, kötü amellerin de çirkin suretlerle karşılayacak seni… Kabirde her şeyin hakiki halini ve gerçek çehresini göreceksin; ürperecek ve irkileceksin. Dehşete kapılıp halden hale geçeceksin. Uyanıp kendine geleceksin. Ey gafil nefsim! Yoksa sen kafayı mezar taşına vurunca mı uyanacaksın?! Kimler geldi kimler geçti, şu üç günlük fani dünyada kaç gün kalacaksın?! Ey gafil nefsim! Ne kadar aciz ve çaresizsin; ne sıcağa ne de soğuğa dayanabilirsin; bir gece uykusuz kalmaya bile tahammül edemezsin; soğuk kış gecelerinde sıcak yatağından çıkmak istemezsin; acıktığında hemen yemek istersin. En küçük sıkıntıda bile şikâyet edersin. Hâlbuki dünya sıkıntıları ahiretin yanında sinek ısırması kadar bile etmez ve neticede bitecektir. Dünyanın acısı da tatlısı da fanidir; zorluğu, rahatlığı, elemi ve kederi de geçicidir. Dünyada her şey gelir geçer; her başlayan bir gün biter. Dünya fanidir; durulacak ve kalınacak bir yer değildir. Dünyaya gönül bağlayan aldanmış bir sefihtir. Uyan ey gafil nefsim! Vakit varken uyan; aldığın her nefesin ardında bir ölüm ihtimali var! Şu anki halinle öleceksin ve kabre gireceksin. Bir müddet dur ve kabir âlemini düşün; o dehşetli meleklere nasıl cevap vereceksin?! O memur melekler senin dünyadaki haline ve ameline göre surete bürünüp yanına gelecekler ve seni sorguya çekecekler. Sualler gayet basit ama dünyada o suallerin karşılığı olan bir hayat yaşamayanlar maalesef cevap veremeyecekler. Ey gafil nefsim! Hiç düşündün mü acaba senin halin ve akıbetin ne olacak?! Acaba kabirde meleklere nasıl cevap vereceksin?! Onlar zaten seni tanıyorlar; ellerinde dosyan var; senin ne olduğunu ve nasıl yaşadığını çok iyi biliyor, ama usulen soruyorlar. Seni kendi kendine şahit tutmak için… Dünyada iken irade ve azminle gözünü, kulağını, dilini, elini ve ayağını ve diğer uzuvlarını günahlardan korumamışsan, kabir âleminde de azaptan koruyamazsın... Günah, azap memurlarına davetiye çıkarmak veya suç duyurusunda bulunmak demektir. Nasıl ki dünya hayatında işlenen suçlar polis ve savcıların takibatına uğruyorsa günahlar da meleklerin takibatına maruz kalır. İyi ve kötü irademizle yaptığımız her şey meleklerce yazılır. Ey gafil nefsim! Haberin var mı, ağzından çıkan her söz yazılıyor. Yaptığın her şeyin zabtı tutuluyor. Ey fani dünyanın akıntısına kapılmış giden, netice ve akıbeti düşünmeden hareket eden gafil nefsim! Her gün tıpkı senin gibi yaşayan nice arzuları ve tutkuları olan yüzlerce ve binlerce insanın dünyadan sökülüp alındığını ve kara toprağa bırakıldığını duyduğun halde, bir gün sıranın sana da geleceğini çok iyi bildiğin halde, yine de uyanmıyorsun ve alıştığın gibi yaşamaya devam ediyorsun. Yalan dünyanın büyüsüne kapılmış, anlık hazların girdabına takılmış sürüklenip gidiyorsun. Bildiğin hakikati ve her gün defalarca şahid olduğun akıbeti bir türlü şuur ve idrak edemiyorsun. Biliyorsun ama hissedemiyorsun, görüyorsun ama düşünemiyorsun. Her nefeste sana bir adım daha yaklaşan akıbeti fark edemeyecek kadar gafilsin, ey gafil nefsim, uyan!.. Eğer bu dünyada gözünü açıp uyanamazsan, yarın kafayı mezar taşına vurunca uyanacaksın, ama artık iş işten geçmiş olacak, çok geç kalacaksın. Gaflet ve cehaletle yaşayan, hasret ve nedametle ölür. Ey gafil nefsim! Hiç duymadın mı; “Merhamet etmeyen merhamet edilmez!” Sen kendine bile merhamet etmiyorsun, kendini ateşe doğru sürüklüyorsun, sonu ateşe varan anlık hazlara meylediyorsun, sana imtihan için verilmiş olan uzuvlarını, gözünü ve kulağını günahlarda kullanırsan, yarın hesabını nasıl vereceksin, hangi mazereti ileri süreceksin!? Günahın karşılığı var, azap ve ıstırap… İçine zehir katılmış bal ama hakikatte kezzab… Anlık bir haz ama sonu azap… Günah işlememek için göstereceğin sabır, günahın azabından çok daha kolay ve azdır. Bir günah insanı felaketlerin uçurumuna yuvarlayabilir; bir ömrü heba edebilir... Uyan artık ey gafil nefsim! Vakit varken uyan ve kendine gel. Dur ve düşün; nerede ve ne haldesin, bu gidişin sonu nereye varacak. Akıbetin ne olacak. Şimdi uyanamazsan, seni kim kurtaracak?! Ey dünyaya aldanan gafil nefsim! Önünde kabir ve mahşer var. Dünyada iraden elinde ve bütün fırsatlar önünde iken, kurtulmak için en küçük çabayı gösteremiyorsun… Yarın iraden elinden alındığı zaman kabirde ve mahşerde nasıl kurtulacaksın?! Dünyada en küçük bir acıya ve ıstıraba dayanamaz iken, öteler âlemindeki dehşetli azaplara nasıl katlanacaksın?! Dünya hayatında tevbe, gözyaşı ve kefaretlerle temizlenemeyen günahlar öteler âleminde çok daha şiddetli azap ve ıstıraplarla temizlenecek! Ey gafil nefsim! Eğer azaptan korkmuyorsan, parmağını sadece birkaç dakika kadar, hatta birkaç saniye müddetle bir kibrit veya çakmağın ateşine tutup beklemeyi dene ve ne kadar aciz ve zavallı olduğunu gör, anla ve uyan! Basit bir çakmağın ateşine birkaç saniye dahi dayanamıyorsun ama akıbeti ateşe giden günahlara cesaret edebiliyorsun, ey gafil nefsim! Ey gafil nefsim! Dünya ateşi, ahiret ateşinin yanında su gibi serin kalır. Dünya sıkıntıları ahirete nispetle hiçbir şey sayılmaz. Dünyanın anlık lezzetleri de hiç ve yok hükmündedir. Anlık, fani ve geçici şeylerdir; hakiki değil mecazi zevklerdir; sonunda bitip tükenecek; ister istemez elden çıkıp gidecektir! Dünyadaki her şey fani ve zevale mahkûmdur; dünya zevklerine gönül bağlayanın akıbeti elemdir, hasret ve nedamettir. Çünkü gönül bağladığı şeyler kendisine kalacak değildir. Ayrılacağı şeye gönül bağlamak akıl kârı değildir; zira kaybedeceği şeyleri sahiplenmek elem sebebidir. Hadis-i şerif; “Akıllı insan nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için amel yapıp hazırlanandır. Aciz insan ise nefsinin hevasına tabi olduğu halde, Allahu Teâlâ’dan bir şeyler umandır!” (Tirmizi, Sıfatü’l-Kıyame 25, H.No: 2459 ve İbni Mace zühd 31 H.No: 4260) Ey gafil nefsim! Biraz dur düşün hele; sen kimsin, nereden geldin, nereye gitmektesin? Akşam yatıp sabah kalkıyorsun; her gün yiyip içip aynı şeyleri yapıyorsun… Garip bir dönme dolabın içinde günler, aylar, yıllar ve derken ömür geçip gidiyor… Nadide ömür sermayesi an be an eriyip bitiyor ve sen de adım adım akıbet menziline doğru gidiyorsun… Dünya denilen kiminse çok uzun, kimisine kısa gelen bir rüyada, zaman ve mekân muammasının içinde dereye düşmüş şuursuz bir kütük gibi yuvarlana yuvarlana gidiyorsun… Bu gidişin sonu nereye varacak, bu yolculuk hangi durakta son bulacak, düşünmüyorsun… Dur ve düşmeden, akıbet başa gelmeden önce düşün ey nefsim! Vakit varken, fırsatlar eldeyken, düşünmenin fayda vereceği şu anda düşün! Yarın düşünmek için çok geç olabilir; fırsatlar elden gidebilir. Akıbet her an başa gelebilir. Akıbet, her yerde herkese yakın; bir nefeslik mesafede ölüm… Ey gafil nefsim! Bu dünya zevk-u sefa yeri değil, muvakkat bir imtihan salonudur. Her an bir imtihanla karşı karşıyasın ve ömür boyu süren bir imtihandasın. Eğer bu imtihanın farkında ve şuurunda olmazsan, kaybedenlerden olabilirsin! Maazallah, ya kaybedersen, helak olup gittin demektir. Kazanmaktan başka alternatifi olmayan bir imtihan bu. Ya cennet ya cehennem… Düşünmek bile zor… Aklı başında hiç kimse cehennemde bir dakika kalmayı bile göze alamaz… Şu aciz insan cehennemi uzaktan bile görmeye dayanamaz. Cehennem öyle dehşetli bir azap yeridir ki, dünyadaki hiçbir ıstırap onunla kıyaslanamaz. İnsan dünyada hapishaneye düşmemek için kanunların suç saydığı filleri yapmaz ama sonu cehenneme varacak günahları işlemekten korkmaz. Gafil insan bilmez ki dünya hapishanesi cehennemin yanında ceza bile sayılmaz. Ağla ey gafil nefsim! Otur da günahlarına ağla! Yarın kabirde mahşerde ve sırat köprüsünde ağlamamak için bu dünyada gülmeyi bırak da biraz ağla! “Eğer benim bildiğimi bilseydiniz, az güler ve çok ağlardınız!” buyurmuş Hz. Peygamber (salallahu aleyhi ve sellem)

YUSUF AKYÜZ / İNZAR DERGİSİ

1736 kere okundu.
Diğer Makaleler