CEMRE FM 98.0 | GÖNÜLLERE DÜŞEN CEMREYİZ
CEMRE FM CANLI YAYIN
Şuan CEMRE FM'de

BASIN STÜDYOSU (HAYIRLI SABAHLAR)

Dinliyorsunuz

BUGÜN YAYIN AKIŞI
SAAT   PROGRAM
16:00   RİSALE-İ NUR PENCERESİ
11:00   EL HİDEYÊ WER RAHMÊ (YEREL ARAPÇA)
13:10   İNSAN-I KAMİL
10:00   İLAHİ / EZGİ / ŞİİR
09:00   BASIN STÜDYOSU (HAYIRLI SABAHLAR)
08:00   İLAHİ-EZGİ-ŞİİR (SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ)
12:00   DENGE RİSALE
14:05   HAYATTAN NOTLAR - CANLI
07:00   KISASÜRE-DUA-MESAJ
19:00   ANA HABER BÜLTENİ
20:00   GÜLÎSTANA STERKA / BAYAN SOHBETİ
21:00   İLAHİ / EZGİ / ŞİİR
22:00   NEBİLERİN İZİNDEYİZ
23:00   DENGE RİSALE - DUBARE (TEKRAR)
24:00   MEALLİ HATİM
13:00   13 ARA HABER
16:30   ŞİİR VAKTİ
21:30   İLAHİ-EZGİ-ŞİİR
Multimedya
Kuran Dinle
İnternetin Zararları
Ayet-i Kerime

Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz. (Hucurat - 10)

Hadis-i Şerif

"Deveni bağla ve sonra Allah'a tevekkül et."

[İbni Asakir] []

ANKET
 RADYOMUZUN YENİ YAYIN DÖNEMİNİ NASIL BULDUNUZ? 
 MÜKEMMEL
 ÇOK İYİ
 İYİ
 NORMAL
 DAHA İYİ OLABİLİRDİ
 KÖTÜ
Diğer Anketler
Mardin Hava Durumu
MARDIN
OKUMAK, BİLMEK, AMEL ETMEK
Yüce Allah (cc) bize, yaratıkları içinde insan şerefini, insanlar içinde Ümmet-i Muhammed Aleyhissalatu vesselam`a mensup olma hidayetini, Müslümanlar içinde de hak taifeye tabi olma bahtiyarlığını ihsan etmiştir. Yine Odur ki bize Resulü Aleyhissalatu vesselam’ın diliyle; “Bu din Hicaz’a çekilecek. Tıpkı yılanın deliğine çekildiği gibi… (Allah’a kasem olsun!) Yaban keçisinin dağın tepesine sığınması gibi, din de Hicaz’a sığınacaktır. Bu din garip olarak başladı, tekrar garipliğe dönecektir. Gariplere ne mutlu! O garipler ki, benden sonra insanların sünnetimden bozdukları şeyi ıslah edecekler.”1 diye müjdelediği kimselerden olma şerefini ve onurunu bahşetmiştir. Üzerimizdeki bu nimetinden dolayı Ona ne kadar hamd etsek, azdır. Müslüman olmak, büyük bir nimettir. Bu nimete layık olmanın ve muhafaza etmenin üzerimize yüklediği birtakım görev ve sorumluluklar vardır. Aynı zamanda günahlar, haramların, fahşanın açıkça işlendiği böyle bir zamanda Müslüman kimliğiyle yaşamanın sıkıntıları da haddinden fazladır. Hem sıkıntıların giderilmesi, hem de görev ve sorumlulukların bilinip amel boyutuna indirgenmesi için ‘Öğrenmek’, öğrenmek için de ‘Okumak’ gereklidir. Zira ‘okumak’ öğrenmeye, ‘öğrenmek’ bilmeye; ‘bilmek’ de amel etmeye kapı açar. “… Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?...” diye buyuran Rabbimize olan kulluğumuzu en güzel şekilde yerine getirmenin yolu, farzları ve sünnetleri, helal ve haramları, mubah ve mekruhları bilmekten geçer. Bilmek için de elbette ‘okumak’, kaçınılmaz bir zorunluluktur. Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu vesselam’a inen ilk vahyin “oku” emriyle başlaması, Yüce Dinimizin okumaya, öğrenmeye, bilmeye ne kadar önem verdiğinin açık bir göstergesidir. Rabbimizi tanımak için kâinat kitabını okumak; kâinat kitabını okuyabilmek için de Onun gönderdiği Yüce Kitabımızı okuyup anlamak lazımdır. Rabbimizi tanımadan Ona hakkıyla itaat ve ibadet ettiğimizi söyleyemeyiz. Haramları bilmeden haramlardan sakınmak; helalleri bilmeden, helal dairesi içinde hareket etmek; mubah ve mekruhları bilmeden, şüpheli şeylerden sakınmak mümkün değildir. Hududullah’ı bilmek için hudut çizgilerini belirleyen o Yüce Zat’ın kitabını okumak, aynı zamanda hudut içinde hareket tarzımızı belirleyen Önderimiz Aleyhissalatu vesselam’ın vazettiği hakikatleri de bilmek lazımdır. Bunlar bilinmeden ne Rabbimize hakkıyla ibadet edebilir, ne kulluk görevimizi kâmil bir şekilde yerine getirebilir ne de Rabbimizin üzerimizdeki nimetlerine karşı şükrümüzü eda edebiliriz. Böyle bir şeyden Allah (cc)’a sığınırız. Her Müslüman’ın ‘Davetçi’ olma vasfı vardır. Dolayısıyla her Müslüman’ın bulunduğu yer ve ortamda hakkı anlatması, İslam’ın güzelliklerini ve yüceliğini tebliğ etmesi, marufu emredip münkerden sakındırması lazımdır. Eğer ortam dil ile tebliğe müsait değilse, hareketleriyle, kılık-kıyafetiyle, günlük yaşamında İslam’ı en güzel şekilde temsil etmesiyle yapmalıdır. İslam’ı yaşayan her Müslüman temizliğiyle, doğruluğuyla, sözünde durmasıyla, güzel ahlakıyla, ibadetlerdeki titizliğiyle, kısacası pratik hayatıyla İslam’ı tebliğ etmelidir. Ev ve dükkân komşuları, akrabaları, dostları ve iş arkadaşlarıyla ilişkilerinde, diğer insanlardan çok daha farklı ve cezp edici bir kişilik ortaya sermek suretiyle İslam’ın yüceliğini ve Müslüman olmanın faziletini göstermek, her Müslüman için bir görev olmalıdır. Bu görev, Rabbimizin; “Ben cinleri ve insanları, ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.”3 ayet-i kerimesinde ifade ettiği kulluğun pratik yansımasıdır bir bakıma… Kulluğun sınırlarını bilmek, yeryüzündeki halifelik görevlerini yerine getirebilmek, en önemlisi de bu dünyadan Rabbimizin rızasına erişmiş bir halde ayrılabilmek için okuyup öğrenmek ve bilerek amel etmek lazımdır. Okumak, öğrenmek ve bilmek aynı zamanda ilim sahibi olmak demektir. İlim, düşünce ufkunun gelişmesi Allah (cc)’tan hakkıyla korkulması, görev ve sorumlulukların bilinmesi, Hududullah’ın tam manasıyla öğrenilip güzelce amel edilmesi için ne kadar gerekliyse, ilme ulaşmak için ‘okumak’ da o denli gereklidir. İlmin anahtarı okumak olduğundan, sadece görme ve dinleme yoluyla ilmin elde edeceğini sananlar, havanda su döven kişi gibi boş bir iş yapmış olurlar. Neyi, nasıl okuyacağını bilmek, yani okumanın kendisi bile başlı başına bir ilimdir. Çünkü okumasını bilen, okudukça araştırma ihtiyacı hissedecek, araştırmaları sonucunda malzeme çeşitliliğiyle uğraşacak, bu uğraşları okuyup araştırmasına devamlılık kazandıracak ve devamlılık da onu bir sistem içinde hareket etmeye zorlayacaktır. Bu, başlı başına bir ilimdir. Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu vesselam’ın ilme, dolayısıyla da okumaya yönelik teşvikleri çok fazladır. “İlim Çin’de bile olsa, arayın. Çünkü ilim öğrenmek, kadın-erkek her Müslüman’a farzdır.” hadis-i şerifi, Müslümanlar açısından ilmin değerini tartışmasız bir şekilde ortaya koymuştur. İlim elde etmek için çalışmanın hem dünyevi ve hem de uhrevi hayırları vardır. Ebu Derda (radiyallahu anhdan rivayet edilen bir hadiste Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu vesselam, ilim elde etmeye çalışan Müslümanları şöyle müjdelemiştir. “Kim bir ilim öğrenmek için bir yol tutarsa, Allah onu cennete giren yollardan birine dâhil etmiş demektir. Melekler, ilim talibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar. Semavat ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar âlim için istiğfar ederler. Âlimin abid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberler varisleridir. Peygamberler, ne dinar ve dirhem miras bırakırlar, ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasip elde etmiştir.” Ulvi bir davayı omuzlayan, İslam’ı kendisine dert edinen, Allah (cc)’ın yüce dininin yaşanılmasını amaç edinen Müslümanların bu uzun yola azıksız ve gerekli donanıma sahip olmadan çıkmaları düşünülemez. Çünkü yolun mesafesi uzun, güçlükleri fazla, sıkıntıları çoktur. Böyle bir yola girip tökezlemeden hedefe varmak isteyen birisinin yeteri miktarda azığını hazırlaması ve şartlara uygun donanımını temin etmesi gereklidir. Elbette burada kast edilen azık, iman; donanım ise ilimdir. Her ikisinin yolu da okumaktan geçer. Zira bir insanın bilmediği ve yeterince bilgi sahibi olmadığı bir dini hakkıyla yaşayıp o dinin güzelliklerini kendi şahsında başkalarına gösterebilmesi, düşünülebilecek bir olay değildir. Öyleyse Müslümanlar olarak okumak, çok okumak, daha çok okumak için gayret göstermek, zamanımızın bir kısmını okumaya ayırmak ve her an okuyup öğrenmek için iştiyak duymalıyız. Çağımızın bilgi çağı olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, kendimizi daha çok yetiştirip geliştirmenin zorunluluğu daha çok ortaya çıkmaktadır. Çünkü insanlar eskisinden çok daha bilgili, teknolojiyle çok daha içli-dışlı ve her türlü bilgiye anında ulaşabilecek durumdadırlar. Böyle bir dünyada etkisiz duruma düşmemek için diğer insanların bir adım önünde olmak zorundayız. Okumak, öğrenmek ve bilmek, beraberinde ameli de getirmelidir. Amelsiz ilim, sahibine yük olmaktan başka bir işe yaramaz. Hele de amel etmediği halde, bildiklerini başkalarına tavsiye eden kimselerden olmamak için Allah (cc)’a sığınmak lazımdır. Çünkü Yüce Rabbimiz, “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.” 5 diye buyurmak suretiyle, biz Müslümanları bildiklerimizle amel etmeye, başkalarına tavsiye ve nasihat etmeden önce söyleyeceklerimizi yaşamamızı istemektedir. Çünkü başkalarını iyiliğe, güzelliğe, doğruluğa davet edip bu davete ters düşen ameller yapmak, insanların vicdanlarında sadece o kişiye karşı değil, o kişinin temsil ettiği davaya karşı da şüphe uyandıran büyük bir musibettir. Böyle bir musibet, insanların kalplerinde şüpheler oluşturur. Kafalarına soru işaretleri takar ve düşüncelerinde kargaşa doğurur. Çünkü bir yandan güzel sözler dinlerken, diğer taraftan o güzel sözlerin tam aksi davranışların sergilendiğini gören insanların, bu çelişki karşısında hem bocalayacak hem de davaya karşı bir güven kaybı yaşayacaklardır. Bildiklerini başkalarına anlatıp da kendilerini bundan müstağni gören kişiler hakkında Hz. Resulullah aleyhi’s-salatu ve’s-selam da şöyle buyurmuştur:“Kıyamet günü bira dam getirilip ateşe atılır. Karnındaki bağırsakları dışarı çıkar. Onları, eşeğin değirmen taşını döndürdüğü gibi döndürür. Derken cehennem ahalisi etrafında toplanır ve ‘Ey Filan! Sen dünyada iken (bize) marufu emredip münkerden nehyetmiyor muydun?’ derler. O; ‘Evet, marufu emrederdim, ama kendim yapmazdım. Münkeri yasaklardım, ama kendim yapardım’ diye cevap verir.” Öyleyse okuyan ve kendilerini geliştiren Müslümanlar, okuduklarıyla önce kendileri amel etmelidir. Ardından bildiklerini ailelerine, akrabalarına ve daha sonra da diğer insalara da sunmak suretiyle faydalı olmalıdırlar. Gerçek manada Müslüman bir insanın şahsiyeti bunu gerektirir. Aksi halde okudukları, Hesap Günü’nde kendisinden davacı olarak karşısına dikilecektir. Bildikleriyle amel etmeyen, başkalarına faydalı olmayan, bildikleriyle gurura kapılan insanlardan olmaktan Allah (cc)’a sığınırız. Naşit Tutar / İnzar Dergisi Mayıs 2011
12489 kere okundu.
Diğer Makaleler