CEMRE FM 98.0 | GÖNÜLLERE DÜŞEN CEMREYİZ
CEMRE FM CANLI YAYIN
Şuan CEMRE FM'de

ESMAÜL HÜSNA

Dinliyorsunuz

BUGÜN YAYIN AKIŞI
SAAT   PROGRAM
04:00   CEVŞEN
08:00   HAYIRLI SABAHLAR (HABERLER)
10:00   CANLI İSTEK SAATİ (KÜRTÇE-TÜRKÇE)
12:00   İNSANI KAMİL
13:00   GÜNÜN İÇİNDEN HABERLER
14:00   SİYERA NEBİ (KÜRDİ)
15:00   MANŞET HABER-SESLİ MAKALE
16:00   HABER 16
16:30   ROMAN KUŞAĞI
17:00   İSTEK SAATİ (CANLI)
19:00   ANA HABER (CANLI)
20:00   BİLGİ PINARI YARIŞMA (CANLI -TÜRKÇE )
23:00   AYDINLIĞA DOĞRU (SİYER)
00:30   KUR'ANI KERİM VE YÜCE MEALİ
05:00   ESMAÜL HÜSNA
03:00   DUA VAKTİ
Multimedya
Kuran Dinle
İnternetin Zararları
Ayet-i Kerime

"İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a (c.c) ve Âhiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir." (Bakara - 8)

Hadis-i Şerif

"Yazıklar olsun o kimseye ki, insnaları güldürmek için konuşur ve yalan söyler! Yazık ona, yazık ona!"

[Tirmizi] []

ANKET
 RADYOMUZUN YENİ YAYIN DÖNEMİNİ NASIL BULDUNUZ? 
 MÜKEMMEL
 ÇOK İYİ
 İYİ
 NORMAL
 DAHA İYİ OLABİLİRDİ
 KÖTÜ
Diğer Anketler
Mardin Hava Durumu
MARDIN
''İNNA LİLLAH VE İNNA İLEYHİ RACİUN''

Yüreği olan, vicdanı olan, dini olan, insanlığı olan Halepçe’yi bilir, anlar ve derk eder. Tarihin en büyük katliam, jenosit ve holocaust ateşinin diri diri tutuşturduğu kenttir Halepçe.

Yeryüzünde kurulmuş göklerin zarif çocuğuydu Halepçe. Kumral saçları rüzgârların önünde dalgalanır, göklerin melodisine eşlik ederdi. Cennetten bir numunenin yeryüzüne dikilmesi kadar görkemliydi. Bedeninin derinliklerine kadar masumdu. Batının acı rüzgârları Halepçe’nin saçaklarına deymemişti. Hasta ve çürümüş ideolojilerin kokuları Halepçe’nin ciğerlerine çarpmamıştı. Makinenin işgaline uğramamıştı. Salim ve tertemizdi, masum bir çocuk gibi.

İnsanları, göklerin zarif çocuğu gibi sade, merhametli ve insanlıkla doluydu. Güzel şehrin insanları da güzeldi. Göklerden aldıkları güzel hasletleri vardı. Cesarette, cömertlikte ve fedakârlıkta insanlığa ders verecek numunelerle doluydular.  

Halepçe’nin çocukları masumiyeti ruhlarının derinliklerinde taşırlardı. Ne televizyon yüzü görmüş, ne bilgisayarla tanışmış ve ne de oyuncakları olmuştu. Çoğunun ayakkabıları bile yoktu. Taştan arabaları vardı. Oyuncak bebeklerini taşlardan ya da çamurdan yaparlardı kız çocukları. Yüzyıllardır değişmeden nesilden nesile geçen oyunlar oynarlardı. Yalınayakları, yırtık pantolonları ve güzelliğin en koyu ve en sevimli tonunun yuva yaptığı çehreleriyle görenlerin yüreklerini cezzabiyet dalgalarında titretirlerdi.

Hayat sade ve temizdi Halepçe’de. Kötülükten eser bulunmazdı. İnsanların uğruna birbirlerini boğazladığı şeyler Halepçe’ye uğramamıştı. Politikanın ölümcül kokuları ve Batı ideolojilerinin hayatları tufana çeviren çılgınlıklarının eseri yoktu göklerin zarif çocuğunun hayatında. İnsanlar, doğduklarında aldıkları fıtratı sonuna kadar korurlardı.

Gün geldi göklerin zarif şehri, zulümle yoğrulmuş potinlilerin işgaline uğradı. Baştan aşağı silahlıydılar. Göklerin zarif şehrinin ortasında tiranların heykellerini dikmeye çalıştılar. Şehrin cennetimsi pınarlarını kurutmaya kalkıştılar. Havasını zehirlemeye ve hayatını kirletmeye koyuldular. Yabancı bir fırtınaya tutulmuştu Halepçe. Ayağa kalktı şehir. Acı tufanın önünde durmaya karar verdi. Direniş şehri kuşatmış, şehir direnişe kuşanmıştı. El ele gönül gönüle verip uzaklaştırdılar potinlileri Halepçe’den. Birer birer yerlere serildi tiranların heykelleri. Yine eskisi gibi akmaya başladı cennetten neşet eden tatlı pınarlar. Rüzgar, eskisi gibi göklerin zarif çocuğunun saçlarını dalgalandırmaya devam etti.

İşgalin belasından kurtulmanın şölenlerine hazırlanırken, üstlerinde uçuşan ölüm makinelerine takıldı gözleri. İri gövdelerinde ölüm rengini taşıyorlardı. Tepelerine dikildiler. Direniş tüfeklerinin mermilerinin etkisi kalmamıştı. Ölümün ve öldürmenin en kalleşçesini yağdırmaya başladılar. Yüklerini Halepçe’nin tepesine bırakırken geldikleri gibi geri dönüp gözlerden kayboldular.

Kalleşlik edebiyatına yabancı Halepçeliler, dev kuşlarının tepelerine bıraktığı yükün ölüm olduğunu çabucak anladılar. Gidecek hiçbir yerleri yoktu. Şehrin üstü sarı, mavi ve kırmızı duman tabakalarıyla kaplanmıştı. Ölümün renkli dumanı gittikçe yaklaşıyordu.

Halepçeli delikanlıların dudaklarından “İnna Lillah ve İnna İleyhi Raciun” ayeti halkalanmaya başladı. Her şey çok kısa sürmüştü. Duman yere ulaşınca çamur ve taş oyuncaklarla oynayan çocuklar oldukları yere yıkıldılar. Dudaklarında son kez “anne, anne…” sesleri belirmiş, bir daha gözlerini açamamışlardı. Ölüm fırtınasının şokuna girmiş annelerin çabaları kısa sürmüştü. Çocuklarının sadece birkaç adım ötesine yaklaşabilmişlerdi. Masum havaya karışan ölüm annelerin ciğerlerine çarpınca yerlere yuvarlandılar. Dudaklarında son kez “evladım” kelimesi belirirken, yere serpilmiş çocuklarında hiçbir canlılık eseri yoktu.

Zulümle yoğrulmuş yeryüzünün kanlıları Cennetten bir numuneyi yeryüzünden silmek için üzerine en ağır ölümleri boşalttılar. Göklerin zarif şehri, masum yavrularını kanatlarının altına alıp nur halkalarının arasından süzülüp ait olduğu cennete doğru havalandı. Yürekten, vicdandan ve insanlıktan mahrumlar arkalarından anlamsızca bir bakış fırlatıp yeniden işlerinin başına döndüler.


Nevvab YILDIZ / Hürseda

31901 kere okundu.
Diğer Makaleler