CEMRE FM 98.0 | GÖNÜLLERE DÜŞEN CEMREYİZ
CEMRE FM CANLI YAYIN
Şuan CEMRE FM'de

EL HİDEYÊ WER RAHMÊ (YEREL ARAPÇA)

Dinliyorsunuz

BUGÜN YAYIN AKIŞI
SAAT   PROGRAM
16:00   RİSALE-İ NUR PENCERESİ
11:00   EL HİDEYÊ WER RAHMÊ (YEREL ARAPÇA)
13:10   İNSAN-I KAMİL
10:00   İLAHİ / EZGİ / ŞİİR
09:00   BASIN STÜDYOSU (HAYIRLI SABAHLAR)
08:00   İLAHİ-EZGİ-ŞİİR (SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ)
12:00   DENGE RİSALE
14:05   HAYATTAN NOTLAR - CANLI
07:00   KISASÜRE-DUA-MESAJ
19:00   ANA HABER BÜLTENİ
20:00   GÜLÎSTANA STERKA / BAYAN SOHBETİ
21:00   İLAHİ / EZGİ / ŞİİR
22:00   NEBİLERİN İZİNDEYİZ
23:00   DENGE RİSALE - DUBARE (TEKRAR)
24:00   MEALLİ HATİM
13:00   13 ARA HABER
16:30   ŞİİR VAKTİ
21:30   İLAHİ-EZGİ-ŞİİR
Multimedya
Kuran Dinle
İnternetin Zararları
Ayet-i Kerime

Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.
(İsra - 37)

Hadis-i Şerif

"Eğer sizler benim bildiklerimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız."

[Buhari] []

ANKET
 RADYOMUZUN YENİ YAYIN DÖNEMİNİ NASIL BULDUNUZ? 
 MÜKEMMEL
 ÇOK İYİ
 İYİ
 NORMAL
 DAHA İYİ OLABİLİRDİ
 KÖTÜ
Diğer Anketler
Mardin Hava Durumu
MARDIN
TAKVANIN VE DOĞRULĞUN YANSIDIĞI CEMAAT


“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve doğru olanlarla beraber olun!” (Tevbe: 119)

Bu ayet-i kerimeden önceki ayetlerde, savaştan geri kalanlarla,

savaşın en zor ve çetin safhasında kalpleri kaymak üzere olan mü'minlerden söz edilmiş,

Allah (cc)’ın rahmeti sayesinde kalplerin sabit tutulup tevbelerin kabul edildiği beyan edilmektedir.

Burada söz konusu olanlar, kuşkusuz muhacir ve Ensardan olanlardır.

Buna rağmen imtihan zorlaşıp insan takatini aşmaya yüz tuttuğunda, bu insanlardan bile sendelemeler olmuş,

hatta kalplerine risalet konusunda şüphe bile düşecek olmuştur..

Tam bu esnada Allah (cc)’ın rahmet eli devreye girip şüpheler izale olmuş ve kalpler kaymaktan kurtulmuştur.

Muhacir ve Ensar da olsalar, onların da insan olduklarını, göz ardı etmemek gerekir.

İnsan bazen zorluklar karşısında kendini ayakta tutmayabiliyor.

Hatta Kur'an-ı Kerim’in sarih haberleriyle, kimi peygamberlerin dahi zorluklar karşısında zorlandıklarına şahit oluyoruz.

Bu tür ani ve geçici durumlar karşısında zayıf düşen insanlar yadırganmamalı ve hatta zaman zaman mazur da görülebilmeliler.

Bunun örnekleri geçmiş tarihimizden çokça görülmüştür. Bu tür durumlarda, yapılması gerekenler ivedilikle yapılmalı ve gevşeklik gösterenlerin, yanlışlarını hemen fark edip kendilerini toparlamaları ve kardeşleri tarafından da ciddi takviye edilmeleri gerekir…

Konumuzun başına aldığımız bu kısa ve özlü ayet-i kerime, iman yolculuğuna çıkılırken ve İslami sorumluluklar eda edilirken, öncelikle riayet edilmesi ve yerine getirilmesi gereken iki husustan bahsetmektedir. Bunlara riayet edilmesi durumunda, zorluklar rahatlıkla aşılacak ve iman yolunda selametle gidilecektir…

Bunlardan birincisi TAKVA’dır: Kuşkusuz bu yolun en önemli azığı takvadır. Yani Allah (cc) ve Resulünün emirlerine ve tavsiyelerine mutlak bir teslimiyet gösterip, titizlikle yerine getirmektir. Bu konuda azami dikkat gösterip, eksiksiz ve kusursuz yerine getirmeye çalışmaktır. Bunları yaparken asla kınayıcıların kınamasından ve zorbaların zulmünden korkmamak gerekir. Bu konuda Müslümanların en güzel örnekleri, kuşkusuz peygamberler ve onların yılmaz takipçileridir. Aynı şekilde Allah (cc) ve Resulünün nehyettiklerinden de mutlak surette uzak durup kaçınmaktır. Allah (cc) ve Resulünün nehyettikleri insanlar için mutlak şerdir, bunlardan insanlığın maslahatı ve menfaati yoktur. Müslümanların, sarahaten nehyedilenlerden kaçtıkları gibi, şüpheli şeylerden de sakınmaları gerekir. Bu, onlar için kesin hayır ve menfaatleri gereğidir.

Müslümanların, maruz kaldıkları tehlikeli durumlarda ve sarsılmalardan hemen sonra TAKVA’dan söz edilmesi manidardır. Anlaşılan, takvaya sımsıkı sarılmadan ve bu yolda ilerlemeden, mücadele yolunda tutunmak ve zorluklar karşısında sebat göstermek olanaksızdır. İslami mücadelenin zorluklarına ve sıkıntılarına salt bilgi, beceri ve pazu kuvvetiyle direnmek mümkün değildir. Ani galeyanlar ve estirilen rüzgârlarla mücadele sahasına sürüklenip getirilen insanlar, bu ortamda ilim ve amelle tahkim edilmeden, varlıklarını sürdürmeleri imkânsızdır. Bunun sayısızca örneklerine şahid olmuşuzdur. Hz. Resulullah aleyhi's-salatu ve's-selam’ın irtihalinden sonra irtidat olayları bunun en somut örneğidir. Maddeten ve manen güçlü olmadan, görünen ve görünmeyen düşmanların, tazyiklerine ve fitne tuzaklarına karşı mukavemet göstermek çok zordur. Onun için dava sahibi ve mücadele erbabı Müslümanların, takva konusuna, yani İslam’ın vaz’ettiği emir ve nehiylere, helal ve harama ve tüm İslami sorumluluklara azami ölçüde riayet etmeleri, bu konuda birbirlerine yol gösterici olmaları ve birbirlerini ciddi takviye edip muhafaza etmeleri gerekir. Bu konuda çok daha duyarlı ve hassas olmamız gerektiği bir hakikattir. Bu yolda çok yavaş ilerlediğimiz ve birçok sorumluluklarımız konusunda gevşek davrandığımız da diğer yadsınmaz bir gerçeğimizdir. Yapılan yanlışlıklar ve gösterilen gevşeklikler konusunda, bazen rabbimiz müsamaha gösterir ve Üstad’ın da sık sık vurguladığı gibi; “şefkat tokatlarıyla” geçiştirir, ama bu müsamaha sürekli değildir. Bazen de öyle bir yakalar ki, bir daha doğrulma şans ve imkânı olmayabilir.

Ayet-i kerimede geçen ikinci konu ise: “…sıddıklar /doğrularla beraber olun” hususudur. Görüldüğü gibi ‘Takva ile Sıdk’ beraber zikredilmiş ve birbirinden ayrılmaz unsurlar olarak dikkatimize sunulmuştur. Takva konusu elbet çok önemlidir, ama takvanın sürdürülmesi ve bu yolda mesafe kat edilmesi için, sıddıkların bulunduğu ortamda bulunulması ve onların oluşturduğu cemaat saflarından yer yer alınması da gerekli bulunmaktadır. Müslümanların tek başına takva yolunda ilerlemeleri ve gulyabanilerden korunmaları mümkün değildir. Rabbimizin şu kelamına kulak verip idrak etmeye çalıştığımızda, bu işin hakikati gözler önüne serilmiş olur: “Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah işitendir, bilendir.” (Nur: 21)

Şüphesiz Sıddıkların oluşturduğu cemaat, Allah (cc)’ın kulları için olan bir lütuf ve ihsanıdır. Hz. Resulullah aleyhi'ssalatu vesselam’ın şu uyarısına kulak verdiğimizde, sıdıkların oluşturduğu cemaatin Müslümanlar için ne kadar hayati önem arz ettiği daha iyi anlaşılmış olur: “… Kim cemaatten bir karış ayrılır ve ölürse, cahili bir ölümden başka bir ölümle ölmez.”(Buhari, hadis no:7054) görüldüğü gibi hadis açık ve nettir, herhangi bir yoruma mahal da bırakmamaktadır.

Doğruluğun sembolü şüphesiz peygamberler ve onların siretini santim santim takip eden mü'minlerdir. Peygamberler, risaletlerini “doğruluk” esası üzerine bina etmiş ve tamamlamışlardır. Onların, inşa ettikleri dini yapılarında en küçük bir eğrilik görmek ve onların siretlerinde küçücük bir zikzaklığa şahit olmak mümkün değildir. Bütün hayatlarını, doğruluk mihveri üzerinde sürdürmüşlerdir. Şüphesiz cemaatimizin önder ve rehberleri doğruluğu temsil eden peygamberlerdir. Onların, rehberlik ettiği cemaate mensup olan biz Müslümanların, kutlu siretlerindeki tüm renk ve çizgileri hayatımızda yansıtmamızı ve doğruluğun sembolü olmamız, bizler için kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Cemaatimizin, peygamberlerin önderlik ettiği cemaat olduğunun diğer önemli bir delili de, doğruluğun ön görkemli yansıması olan ve şu ayet-i kerimede ifadesini bulan şahsiyetlerden oluşmasıdır: “Mü'minler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir. Kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir. Çünkü Allah, sadakat gösterenleri sadakatleri sebebiyle mükâfatlandıracak, münafıklara –dilerse- azap edecek yahut da (tövbe ederlerse) tövbelerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.”(Ahzab: 23-24)

İslam cemaatine ve onun tarihi yansımasına bir dava eri olarak basiretle baktığımızda, bu ayet-i kerimede ifade edilen tüm güzellikleri, parlaklıkları ve bereketleri görmek hiç de zor olmayacaktır. Zira İslam cemaatini, sıddıklar ve onların yılmaz takipçileri kurup muhafaza etmektedirler. O cemaat ki, onun var olması, vücut bulup muhkemleşmesi için nice erler, sözüne vafi yiğitler “kadâ nehbehü/ruhu kurban verdiler.” Onların, takipçileri de ruhlarını bu uğurda kurban vermek için beklemektedirler! Elbette bu sıddıkların doğruluk sembolü yiğitlerin oluşturduğu cemaatle beraber olmak ve bu cemaatin rahmet ve selamet ikliminde takva yolunda ilerlemek ve zirvelere tırmanmak, Müslümanlar üzerinde bir gereklilik ve vazgeçilmez bir sorumluluktur.

Bu İslam cemaatinin “Sıddıklar” cemaati olduğu konusunda en küçük bir şüphe ve tereddüt duymuyoruz. Avazımız çıktığı kadar seslenip diyoruz ki, bugün Müslümanların bir araya gelme, birbirlerine omuz verme günüdür. Güçlerimizin ve imkânlarımızın dağınık olması asla hayrımıza değildir. Bu işe talip olanların elbette ödeyecekleri bedeller olacaktır. Ailemizden, çoluk çocuğumuzdan, rahat ve konforumuzdan Allah’ın davası için vazgeçebilmeliyiz. İslam ümmeti olarak üzerimize çöken bu kara bulutları dağıtma, tağutları ve onların sistemlerini tarihin çöplüğüne atma ve firavunları denizde boğma zamanı daha gelmedi mi?...

Faruk Hamza (inzar Dergisi 64. Sayı)

42901 kere okundu.
Diğer Makaleler