CEMRE FM 98.0 | GÖNÜLLERE DÜŞEN CEMREYİZ
CEMRE FM CANLI YAYIN
Şuan CEMRE FM'de

EL HİDEYÊ WER RAHMÊ (YEREL ARAPÇA)

Dinliyorsunuz

BUGÜN YAYIN AKIŞI
SAAT   PROGRAM
16:00   RİSALE-İ NUR PENCERESİ
11:00   EL HİDEYÊ WER RAHMÊ (YEREL ARAPÇA)
13:10   İNSAN-I KAMİL
10:00   İLAHİ / EZGİ / ŞİİR
09:00   BASIN STÜDYOSU (HAYIRLI SABAHLAR)
08:00   İLAHİ-EZGİ-ŞİİR (SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ)
12:00   DENGE RİSALE
14:05   HAYATTAN NOTLAR - CANLI
07:00   KISASÜRE-DUA-MESAJ
19:00   ANA HABER BÜLTENİ
20:00   GÜLÎSTANA STERKA / BAYAN SOHBETİ
21:00   İLAHİ / EZGİ / ŞİİR
22:00   NEBİLERİN İZİNDEYİZ
23:00   DENGE RİSALE - DUBARE (TEKRAR)
24:00   MEALLİ HATİM
13:00   13 ARA HABER
16:30   ŞİİR VAKTİ
21:30   İLAHİ-EZGİ-ŞİİR
Multimedya
Kuran Dinle
İnternetin Zararları
Ayet-i Kerime

"O, kullarının tövbesini kabul eden (tövbe ile) kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir." (Şûra - 25)

Hadis-i Şerif

(Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.
Tirmizî, Birr, 36.
[]

ANKET
 RADYOMUZUN YENİ YAYIN DÖNEMİNİ NASIL BULDUNUZ? 
 MÜKEMMEL
 ÇOK İYİ
 İYİ
 NORMAL
 DAHA İYİ OLABİLİRDİ
 KÖTÜ
Diğer Anketler
Mardin Hava Durumu
MARDIN
MUHAMMEDÎ ZİKİR

Resûlullah (s.a.v) Allah’ı nasıl zikrederdi?
Resûlullah (sav) ve Onun mübarek ashabı Allah Azze ve Celle'yi nasıl zikrediyorlardı? Çünkü her şeyin Muhammedî olanı geçerlidir. Hayatın bütün safhalarının Muhammedî olanı geçerlidir. Böyle olunca, zikrin de Muhammedî olanı geçerli olacaktır elbette.
Evet, Allah'ın sevgili Resulü ve Onun ashabı Allah'ı nasıl zikretmişlerdir? Bu konu gerçekten beni çok meşgul etmiştir. Bunu tespit edebilmek için kaynaklara inilmesi, Resûlullah’ın (s.a.v) günlük yaşantısının bilinmesi gerektiği kadar, zikir olayının püf noktası iyi yakalanmalıdır.
Bazılarımız diyeceklerdir ki; hadis külliyatı tetkik edilip sağlam ve sahih senetlerle bize kadar ulaşan zikir, tesbih, dua ve istiâzeye ait ne kadar rivayet varsa ortaya konulur, vesselam. Hatta bu iş yapılmıştır bile. Resûlullah’ın günlük hayatta okuduğu bütün duaları, zikirleri, tesbihatı içinde toplayan müstakil te'lif eserlerin mevcudiyeti söylenebilir.
Acaba bu durumda Resûlullah’ın (sav) Rabbini nasıl zikrettiğini, Rabbi ile kendi arasında nasıl bir irtibatın olduğunu gerçekten kavrayabilir miyiz? Sonra bu noktadan yola çıkarak biz de gerçekten Onun gibi zikredip, Onun irtibatı gibi irtibat kurabilir miyiz?
Bu konuyu iyi kavrayabilmek için bizim de Onun gibi bu işe, ta Hira'dan başlamamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü bu muazzam irtibat Hira'da kurulmuştur. Beş altı yüz senelik kopukluktan sonra, kuraklıktan sonra, irtibatsızlıktan sonra Hz. Muhammed Aleyhisselam'a ve Onun vasıtasıyla da insanlık âlemine sesleniyor Allah (c.c). Hz. İsa Aleyhisselam'dan bu yana Allah Teâlâ bir Resûl gönderiyor ve Ona vahyediyor.
"Oku, yaratan Rabbinin adıyla" buyuruyor. Ne gariptir ki bu Resul okuma bilmediği gibi, vefat edinceye kadar da devam ediyor bizim bildiğimiz anlamdaki bu okuma yazma bilmeme işi. Fakat o günden sonra Rasûlullah (sav) bütün kâinatı, bütün olayları, bütün bir eşyayı ve hadiseleri Rabbinin adıyla okuyuveriyor artık. Yaşadığı her ana, şahid olduğu ve katıldığı bütün olaylara ve sahnelere Allah’ın (c.c) adını nakşediyor, Allah (c.c)'ın mühürünü vuruyor.
Resûlullah (s.a.v) Rabbini zikretmek için, Rabbinden bahsetmek için, Rabbinden söz etmek için, Rabbine hamdetmek için, Rabbine şükretmek için en ufak bir değişikliği bahane ediyor, sebep kabul ediyor. Hayatın monotonluğunu bozan en ufak bir değişikliği Rabbini zikretmek için bir sebep sayıyor, bir bahane sayıyor. Sözü döndürüp dolaştırıp hep Rabbine getiriyor. Onun hayatında hep bunu görüyoruz.
Hani, Müslümanlar hacca giderken Mikat mahallinde ihrama girdikten sonra Ka'be'ye ulaşıncaya kadar durmadan "lebbeyk Allahümme lebbeyk..." diye telbiye getirirler ya? Mekke'ye varıncaya kadar yolda ufak bir değişiklik olsa, bir insan topluluğu ile karşılaşsalar, bir viraj dönseler, bir yokuş inseler, bir yokuş çıksalar, bir belde görseler, kısacası en ufak bir değişikliğe şahid olsalar hemen "lebbeyk..." diye telbiye getirirler ya... İşte Allah'ın Rasûlü (s.a.v) de böyle, hatta bundan daha yoğun ve önemsiz değişikliklerde dahi Rabbini hatırlıyor ve O'ndan söz ediyor hep.
Rasûlullah (sav)'in yirmi dört saatine şöyle bir göz atalım ve Allah Azimüşşan ile olan beraberliğine bakalım. Uykudan uyanır uyanmaz; "Hamdolsun Allah'a ki, bizi ölümümüzden sonra diriltti, dönüş de O'nadır" şeklinde ifade ediyor zikrini. Elbisesini giyerken, zikrediyor, hamdediyor, şükrediyor. Tuvalete girerken her türlü pislikten Allah'a sığınıyor, tuvaletten çıktıktan sonra kendisinden her türlü pisliği ve fazlalığı gideren, yararlı şeyleri kendisinde bıraktığı için hamdediyor. Banyoya girerken zikrediyor, sığınıyor, çıkarken hamdediyor. Evinden çıkarken Allah'a sığınıyor, tesbih ediyor, tahmid ediyor, tekbir getiriyor. Güzel geçen her anı için Allah'a hamdediyor, sıkıntılı ve üzüntülü geçen her anında Allah'a sığınıyor. Hastalanıyor O'ndan şifa istiyor, iyileşiyor O'na hamdediyor ve şükrediyor. Güneşin doğduğunu görüyor Allah'ı zikrediyor, Ay'ın doğduğunu ve çeşitli şekillerini görüyor Allah'ı zikrediyor. Rüzgâr Ona Allah'ı hatırlatıyor, yağmur ona Allah'ı hatırlatıyor, şimşek Ona Allah'ı hatırlatıyor. Nimet görüyor Allah'a şükrediyor, yemeğe başlarken Allah'ın adıyla başlıyor, yine O'na hamdederek, şükrederek bitiriyor. Düşmanıyla karşılaşıyor Allah'a sığınıp O'ndan güç kuvvet istiyor, dostuyla karşılaşıyor Allah'ı zikrediyor. Allah için ve Allah'a dair bir şeyler söylüyor onlara. Evine giriyor Allah'ı zikrediyor, yatağına giriyor Allah'ı zikredip O'na sığınıyor.
Evet, ister hareket eden bir şey olsun, ister sabit duran bir şey, kâinatta şahid olduğu ne varsa, hepsi de Allah Teâlâ’yı hatırlatıyordu Ona. Hatta "hatırlatıyor" demek bile bir anlamda sakıncalıdır. Çünkü O Rabbini hiç unutmuyordu ki hatırlasın. O, her zaman Rabbiyle öylesine beraber ve öylesine dolu ki, başta da söylediğimiz gibi, Rabbinden söz etmek için, Rabbini zikretmek için her şeyi bir bahane yapıveriyor, sebep yapıveriyor.
Hadis kitaplarının Rasûlullah’ın (sav) Rabbiyle kendi arasında özel vakitlerinin olduğu rivayet edilmektedir ki, işin bu yönü apayrı bir âlemdir. Sabah namazından sonra güneşin doğuşuna kadar Allah'ı zikretmesi de öyle.
Namazlarının içerisinde, namazlarının arasında, namazlarından sonra ve diğer ibadetleri arasında yaptığı zikirlerini, dualarını, tesbih, tekbir ve tehlillerini de düşünecek olursak; gerçekten Resûlullah’ın (s.a.v) ömrünün zikirle, dua ile tesbih ve tehlil ile dolu olduğunu görürüz. Günün diğer vakitlerinde bizlerin de okumasını, tekrarlamasını istediği tesbihatı da ekleyecek olursak, o zaman Resûlullah’ın (sav) zikrinin neler olduğunu, dünyaya nasıl baktığını, Rabbi ile olan o mükemmel bağlantısını az çok idrak ederiz.
İşte Onun ve ashabının zikri budur. Bir Müslüman’da zikir olayı bu şekilde teşekkül etmesi gerekir. İyi düşünecek olursak, sadece bazı duaları ezberleme meselesi değildir asıl mesele. Allah Teâlâ ile beraber olma, O'ndan gafil olmama, O'nu hiç bir zaman unutmama, kâinatta ve olaylarda hep O'nu görme ve bilme ve özellikle bütün bunları insanın diliyle ifade etmesi, dile getirmesi, kelimelere dökme meselesidir asıl mesele.
Zikir bu şekilde yapılmalıdır.
"Allah Allah" diyerek veya Allah Teâlâ’nın diğer isimlerini tekrarlayarak zikredenlere gelince:
"Rasûlullah (s.a.v) sizin bu yaptığınız şekilde zikir yapmamıştır " diyerek günün belirli vakitlerinde belirli miktarlarda "Allah" diyen insanları bundan vazgeçirmek gerçekten benim cesaret edemeyeceğim veballi bir iştir. Fakat böyle yapacağımıza; "Kardeşim, bu şekilde zikretmeye devam et. Fakat bir de Rasûlullah (s.a.v) ve ashabının Allah'ı zikrettiği gibi (yukarda anlattığımız gibi) şu şekilde de zikret" telkinini yapmamız gerçekten daha uygundur. Bugün bizzat şahit olduğumuz öyle acı durumlar vardır ki, "bu şekildeki zikir bid'at tır, zikir bu değildir..." diye "Allah" demeyi bırakanlar ve bu bıraktıklarının yerini hiç bir şeyle doldurmadan kupkuru kalan nice kardeşler tanıyoruz ki, dolduramadıkları boşluktan bizzat kendileri şikâyetçidirler.
Mehmed Göktaş (inzar Dergisi 63. Sayı

8047 kere okundu.
Diğer Makaleler