CEMRE FM 98.0 | GÖNÜLLERE DÜŞEN CEMREYİZ
CEMRE FM CANLI YAYIN
Şuan CEMRE FM'de

ESMAÜL HÜSNA

Dinliyorsunuz

BUGÜN YAYIN AKIŞI
SAAT   PROGRAM
04:00   CEVŞEN
08:00   HAYIRLI SABAHLAR (HABERLER)
10:00   CANLI İSTEK SAATİ (KÜRTÇE-TÜRKÇE)
12:00   İNSANI KAMİL
13:00   GÜNÜN İÇİNDEN HABERLER
14:00   SİYERA NEBİ (KÜRDİ)
15:00   MANŞET HABER-SESLİ MAKALE
16:00   HABER 16
16:30   ROMAN KUŞAĞI
17:00   İSTEK SAATİ (CANLI)
19:00   ANA HABER (CANLI)
20:00   BİLGİ PINARI YARIŞMA (CANLI -TÜRKÇE )
23:00   AYDINLIĞA DOĞRU (SİYER)
00:30   KUR'ANI KERİM VE YÜCE MEALİ
05:00   ESMAÜL HÜSNA
03:00   DUA VAKTİ
Multimedya
Kuran Dinle
İnternetin Zararları
Ayet-i Kerime

"Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yaratabilirsin, ne dağlara boyca erişebilirsin." (İsra - 37)

Hadis-i Şerif

"Deveni bağla ve sonra Allah'a tevekkül et."

[İbni Asakir] []

ANKET
 RADYOMUZUN YENİ YAYIN DÖNEMİNİ NASIL BULDUNUZ? 
 MÜKEMMEL
 ÇOK İYİ
 İYİ
 NORMAL
 DAHA İYİ OLABİLİRDİ
 KÖTÜ
Diğer Anketler
Mardin Hava Durumu
MARDIN
Emekler ve Umutlar Heba olmasın!

“Musa, ona dedi ki: Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?"
“Ve onlar: ‘Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl’ diyenlerdir.”
Hastalığa yakalanmak, ölüm, yaralanma, kaza ve değişik tabiî afetlerle karşılaşmak yani musibetlere maruz kalmak, herkes için zordur. İnanan için de, inanmayan için de zordur. İnananı, inanmayandan; Müslüman’ı, Müslüman olmayandan ayıran fark; iman ehli insanların, her şeyin Allah’tan geldiğine ve Allah’ın her şeyi görüp bildiğine iman etmeleridir. Mü’min; zorluğu, sıkıntıyı, musibeti istemez, ama gelirse sabreder. Zira bu hal üzerine sabredince, bunun mükâfat ve karşılığını dünyada değilse bile, mutlaka ahirette alacağına inanır. Musibeti hafifleten ve kolaylaştıran bu imandır. Fark, işte buradadır.
Her musibet gibi zindana girmek de zordur. Hiç kimse bir kardeşinin zindana girmesini, girince de kalmasını istemez. Ancak Allah’ın takdiri gereği bir mü’min zindana girmişse ve Allah’ın çizdiği kader doğrultusunda kalması gerekiyorsa; Müslüman kardeşleri onun aklen, fikren, ruhen rahat olmasını, kardeşlerine uyum sağlamasını, müspet ve salih ortamdan istifade etmesini, aynı zamanda bilgi, birikim ve tecrübelerinden başkalarının da istifade etmesi için kendisini müsait hale getirmesini ister.
İslam tarihinden çok iyi bildiğimiz gibi; İslam’ı yaşayıp yaşatmayı gaye edinen, Allah’a ve Resulü’ne çağırıp günahlardan, haramlardan ve şirkten sakındıran, Müslümanların dertleriyle dertlenip sorunlarına çareler üretmeye çalışan çok sayıda İslam âlimi başta olmak üzere, sayısız davetçi ve muvahhid zindana girmiştir. Bu anlamda zindan, onlar için mücadelenin bir parçası haline gelmiş ve amaçlarına ulaşmada onlara bir merhale olmuştur.
Bilindiği gibi, günümüzde de İslamî mücadelenin olduğu tüm coğrafyalarda bu, böyledir. Bugün dünyanın değişik yerlerinde zindan sürecini yaşayan davetçi ve muvahhidlerin bir kısmı, zindandaki zor şartlardan dolayı ya şehit olmakta, ya sakat kalmakta ya da ölümcül hastalıkların pençesine düşmektedir. Bununla birlikte, zindanın bütün sıkıntılarına ve zor şartlarına rağmen kimi Müslüman da, bulunduğu yerden ilmen ve ruhen faydalanmakta, kendisini geliştirmekte ve her an zindandan çıkıp İslamî hizmetine kaldığı yerden daha donanımlı bir şekilde devam edebilmek; çevresine, İslam’a ve Müslümanlara faydalı olacak duruma ve seviyeye gelebilmek için bütün fırsat ve imkânlardan en azami şekilde istifade etmektedir.
İstifade etme ve istifade sunma özelliğinden dolayı Üstadımız Bediüzzaman Rahmetullahi Aleyh zindanı, Hz. Yusuf’a izafeten Medreseyi Yusufiye ismiyle adlandırmıştır. Bu yüzden de bir müddet zindanda kalıp Yusuf Aleyhisselam’ın talimgâhından geçerek fikri, ilmi ve manevi açıdan olgunlaşan kardeşlerimize yönelik beklenti çok büyüktür. Kendileri istemese dahi, dışarıya çıktıklarında bu beklentinin muhatabı olacaklar ve hali hazırda oluyorlar. Bu nedenle, İslamî duyarlılıklarından dolayı zindanı Medreseyi Yusufiye’ye çeviren, zindanda bulunduğu müddetçe gereği gibi istifade edip dışarı çıkmış olan kardeşlere, gördüğüm bazı durumlardan dolayı birtakım hatırlatmalarda bulunmak istiyorum. Zaten bu mektubumu, özellikle de Arapça yönüyle istifade edip İslamî ilimleri okuyan, bunun için zaman ve emek harcayan kardeşlere yönelik olarak kaleme aldığımı belirtmek isterim.
Kur’an’ın dilini, İslam kültür külliyatına direkt ulaşma vasıtası olan Arapçayı öğrenmek, dolayısıyla İslamî ilimlere kaynağından ulaşabilme seviyesine gelmek ve geldikten sonra da böylesi ortamlarda bulunmak, Allah’ın bir lütfudur.
Böylesi bir seviyeye gelebilmek için ne kadar azim ve gayret gösterildiğini ve gösterilmesi gerektiğini, bu ilimleri öğretenler ve öğrenenler çok iyi bilmektedirler.
Şu da çok iyi bilinmektedir ki, büyük bir azim ve gayretten sonra Allah’ın yardımıyla öğrenilen bu ilmin muhafazası, geliştirilmesi ve başkalarının istifadesine sunulması için gerekli çaba ve endişe olmazsa, çok kısa bir dönem içinde unutulup kaybedilebilmektedir. Allah korusun, böylesi bir sonucun olmasını hiç kimse istemez. Hiç kimse, bu uğurda verilen kıymetli zamanın, emek ve çabanın heba olmasını, hakeza Medrese–i Yusufiye’den icazet alan veya icazet alma seviyesinde olanlardan istifade etmek için beklenti içinde olanların hayal kırıklığına uğramalarını istemez. Heba olacak emek ve çaba ile yaşatılacak hayal kırıklığından çok daha mühimi, böyle bir vaziyete düştüğümüz ve verilen nimetin şükrünü eda etmediğimiz için Cenab–ı Allah’ın bizden hesap soracak olmasıdır.
Zamanında medreselerde okumuş; çocukluğunu, gençliğini ve ömrünün en güzel yıllarını İslamî ilimleri öğrenme yolunda geçirmiş, ama sonradan öğrendiklerini muhafaza, geliştirme ve başkalarına sunma ortamlarından uzaklaştıkları için onca emeklerinin heba olduğu çok sayıda kişiyi görmüşüz ve biliyoruz. Belki isimleri Molla Ahmet, Molla Ali, Molla Süleyman vs. olan yüzlerce Müslüman biliyoruz, ancak bu kişiler öyle bir duruma düşmüşler ki, başkaları ilimlerinden istifade edemedikleri gibi, en yakınları, hatta kendileri bile gereği üzere ilimlerinden istifade etmemektedirler. Bu hal kendileri için, Müslümanlar için, hatta ümmet için bir kayıptır, bir zarar ve ziyandır.
Medreseyi Yusufiye’de kalıp da birçok sıkıntı içinde, emek, gayret ve uzun zamanlarını vererek bu alanda bir seviyeye gelen kardeşlerimizin, sahip oldukları ilimlerinin heba olmasına razı olmadığımız gibi, ilimleri doğrultusunda amel etmemelerini ve çevrelerini ilimlerinden faydalandırma konusunda ihmalkârlık yapmalarını da istemiyoruz. Hiçbir kardeş için; “İstifade edilebilir ilmi bir seviyede ve olgunlukta olduğu halde, maalesef kendisinden istifade edilmiyor” denmesini istemiyoruz.
Belki bazı kardeşlerimizin birtakım sorun ve sıkıntıları, öğrendiklerini geliştirmeye ve öğrendiklerini öğretmeye engel teşkil edebilir. Bütün sorun ve engellere rağmen Arapça ve ona bağlı olarak İslamî ilimleri öğretmekten vazgeçmeyin. Öğrendiklerinizi, Allah’ın bir lütfu olarak kabul ettiğimiz İslamî hizmet uğruna kullanmaktan ve insanlarımıza öğretmekten geri durmayarak bulunduğunuz yeri ilim havzasına çevirme umut ve aşkını sürekli canlı tutun.
Bir seviyeye kadar ilim öğrenmiş ve ilmi bir seviyeye ulaşmış olan kardeşlerimiz İslamî duyarlılıklarıyla, sünnete bağlılıklarıyla, şahsiyetleriyle ve hatta giyim–kuşamlarıyla örnek olmalıdırlar. Yani ilmiyle amel eden bir âlim olmaya gayret göstermelidirler.
Şart ve imkânlarınızı zorlayarak kendi başınıza okumanın yanı sıra, kendileriyle birlikte müzakere edebilecek hatta ders alabilecek birilerini bulup ilminizi canlı tutmanın ve geliştirmenin yollarını aramalı ve bulmalısınız.
Her okuyan/okumuş kardeşimiz, başta eşi ve çocukları olmak üzere ders verebilecek birkaç kişiyi bulup düzenli olarak ders vermelidir. Velev ki kendi evinizde olsa bile, bunu ihmal etmeyin ve sürekli hale getirin.
Bir program dâhilinde İslamî ilimlerin verildiği yerleri, müderrisleri, İslamî kitap evlerini ziyaret edelim. İlmi sohbetlerin olduğu yerleri araştırıp bu sohbetlere katılalım. Buralarda bilmediklerimizi soralım, eksik yönlerimizi tamamlayalım, tartışma ortamı oluşturmadan münazaralarına katılalım.
İslamî ilimleri öğreten müderrislere ve ilim talebelerine maddi ve manevi desteğimizi eksiltmeyelim. Onlara imkânlarımız ölçüsünde destek ve moral verelim.
Okumuş ve okuyan kardeşlerimizin önlerini açma, onlara imkân temin etme azmi içinde olalım.
Çocuklarımızdan kabiliyetli olup Arapça ve İslamî ilimleri okumaya temayülü olanlara gerek yurt içinde, gerek yurt dışında uygun ortamlar bulmaya, uygun ortam yoksa kendimiz ortam sağlamaya çalışalım ve bu konuda gerekli katkılarda bulunalım.
Bulunduğumuz bölgede ve bölge dışında ders veren yerleri takip edelim. Onlara öğrenci bulalım. Onların sorun ve sıkıntılarını dinledikten sonra, hangi konularda katkı istiyorlarsa, katkı sağlamaya çalışalım.
Yakınlarımızdan, tanıdıklarımızdan ve çevremizden zamanında medreselerde okumuş ve şu anda ilminden istifade edilmeyen şahısları tespit edip ziyaret edelim ve kendileriyle bir yakınlık kuralım. Kendilerine yapacağımız ziyaretlerimizde, ilimlerinin gereğini yapmadıkları takdirde ahirette hesabını veremeyecekleri bir vebalin altına gireceklerini anlatalım. Her ne pahasına olursa olsun, ilimlerinin istifadeye sunulması gerektiğini; ders alıp vermeleri için şartlarını zorlamakla yükümlü olduklarını, ancak böyle yaptıkları takdirde sorumluluktan kurtulabileceklerini belirtelim. İslamî hizmet yolundaki korku, şüphe ve tedirginliklerini giderelim. İlim ehlinin peygamberlere varis olduklarını hatırlatıp görev ve sorumluluklarını ve bu doğrultuda yapmaları gerekenleri izah edelim. Gayretlerimiz bir netice vermese bile, en azından bu halis niyet ve gayretlerimizden dolayı Rabbimizin rızasına mazhar olacağımızı unutmayalım. Eğer gayretlerimiz; okuduğumuz ve okuttuklarımızı birileri için istifade vesilesi kılarsa veya birilerinin hidayetine vesile olursak, bu bizim için dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.
Aksi halde ilmiyle amel etmeyen, bildiklerini anlatmayan ve ilmini gizleyip öğretmeyenler sınıfına gireriz ki, bu çok tehlikelidir. Allah korusun!
Öğrendiklerimiz; Kur’an’ı, Sünneti ve İslam kültür külliyatını kaynağından okuyup araştırmak, tetkik etmek, düşünüp tefekkür etmek içindir. İlmimiz; günah ve haramlardan uzaklaşmak, insanlarımızı hakka çağırmak, Allah’ın emir ve nehiylerini ve Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’ın sünnetini açıklamak için vazgeçilmez bir araçtır. Bu nedenle bütün okuma, öğrenme ve ilim edinme yolunda gösterdiğimiz bütün gayret ve çabamız kendimizi, ailemizi, akrabalarımızı, çevremizi ve ulaşabildiklerimizi hem dünyada, hem de ahirette aziz kılmaya sebep olur İnşallah.
Rabbim, emeklerimizi heba etmesin. Okuduklarımızı, okuttuklarımızı ve okutacaklarımızı İslamî hizmet yolunda, Müslümanların istifade etmesinde bereketli kılsın. Âmin!

İnzar Dergisi (Aralık sayısı Başyazı) 2009


35936 kere okundu.
Diğer Makaleler