CEMRE FM 98.0 | GÖNÜLLERE DÜŞEN CEMREYİZ
CEMRE FM CANLI YAYIN
Şuan CEMRE FM'de

ESMAÜL HÜSNA

Dinliyorsunuz

BUGÜN YAYIN AKIŞI
SAAT   PROGRAM
04:00   CEVŞEN
08:00   HAYIRLI SABAHLAR (HABERLER)
10:00   CANLI İSTEK SAATİ (KÜRTÇE-TÜRKÇE)
12:00   İNSANI KAMİL
13:00   GÜNÜN İÇİNDEN HABERLER
14:00   SİYERA NEBİ (KÜRDİ)
15:00   MANŞET HABER-SESLİ MAKALE
16:00   HABER 16
16:30   ROMAN KUŞAĞI
17:00   İSTEK SAATİ (CANLI)
19:00   ANA HABER (CANLI)
20:00   BİLGİ PINARI YARIŞMA (CANLI -TÜRKÇE )
23:00   AYDINLIĞA DOĞRU (SİYER)
00:30   KUR'ANI KERİM VE YÜCE MEALİ
05:00   ESMAÜL HÜSNA
03:00   DUA VAKTİ
Multimedya
Kuran Dinle
İnternetin Zararları
Ayet-i Kerime

"Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yaratabilirsin, ne dağlara boyca erişebilirsin." (İsra - 37)

Hadis-i Şerif

"İki günü birbirine eşit olan ziyandadır."

[Keşfü'l - Hafâ] []

ANKET
 RADYOMUZUN YENİ YAYIN DÖNEMİNİ NASIL BULDUNUZ? 
 MÜKEMMEL
 ÇOK İYİ
 İYİ
 NORMAL
 DAHA İYİ OLABİLİRDİ
 KÖTÜ
Diğer Anketler
Mardin Hava Durumu
MARDIN
Okumadan ilerleyemeyiz

“Oku, yaratan rabbinin adıyla oku…” Yüce yaratıcının insanlara kurtuluş rehberi olarak gönderdiği okunan kitap manasındaki Kur’ani vahy bu emirle başlar: “Oku…” İnsanın yaratıcısı, terbiye edicisi olan Allah, bir imtihan meydanı kıldığı dünyada insanın huzura ermesi, iyiye, güzele ulaşması ve en iyi şekilde dünyayı imar edebilmesi, ahirette ise cennetlere, nimetlere ulaşabilmesi için gönderdiği kitab-ı mubinini bu emir ile başlatır. Peki neden? Çünkü dünya ve ahiret saadeti okuma ile başlar. Hayatta karşılaştığımız ve de karşılaşabileceğimiz her sorunun çözümü ilahi vahiy ile insana bildirilir. İnsan; kâinat muammasını, insan muammasını vahiy ile çözer. Vahiy, insana yol gösterir. Ve vahyin ilk emri ‘Oku’dur.
Okumak, öğrenmektir. Okumak, anlamaktır. Okumak, hayatı çözmektir. Okumak, bir eylemdir. Hak ve hakikatı tanımak ve tanıtmak için vazgeçilmez bir eylem. Okumak, donanmaktır, yolu yürümek üstelik doğru bir şekilde usul ve kaidesince yürümek için vazgeçilmez bir kılavuzdur. Herkes yol yürür, yürümekle yollar aşınmaz; ama herkes yolu doğru yürüyemez. Yolu doğru yürümenin kuralları, usul ve kaideleri vardır. İşte bu kaide ve kuralları öğrenmenin yoludur okumak. Okumak, bir süreçtir. Damla iken deniz olmanın, ummanlara ulaşmanın, damlaların üst üste gelerek seller olup akmasının sürecidir. Tane tane, birer birer, üst üste yüklenerek bir bütünü oluşturmaktır.
Bu girizgâhtan sonra gözlerimizi günümüz dünyasına, günümüz insanına çevirdiğimiz zaman içler acısı bir tablo ile karşılaşırız. İnsanlık, vahyin vaad ettiği saadet ortamından uzak, kula kul olup Allah Tebarek ve Tealaya kulluğun izzetinden uzakta tağutlara kul olmakta, zulüm ve haksızlık almış başını gitmiş, cihanın dört yanı mazlumların feryadı ile inlemekte, zalimlerin zulmü ile beraber bir de mazlumların uyanış bilmeyen uykusu… Her tarafta İslam’ın izzetinden uzak, kendi öz benliklerinden uzaklaştırılmış, maddi kaynakları sömürülen, liderleri zayıf, âlimleri aciz, gençliği cahil bir İslam ümmeti… Ve bir de iman yangını. Günahların çirkefle bulanık dünyasında Allaha ibadet ve itaatin saadetinden uzak hayatlar… Ve uykudaki bir ümmeti uyandırmak ile sorumlu olan bizler. Yani ben, sen, o ve hepimiz. Hakkı dert edinen, adaletsizliklere üzülen, hakkın sedasını kâinatın her tarafına ulaştırma derdindeki Muhammed (a.s)’in takipçileri. Vazife cidden ulvi. Bir ömür ta son nefese dek hakkın havarisi olacaksın, ömrünü Allahın kelimesini yüceltmeye adayacaksın, insanların hidayete ermeleri, batıldan uzaklaşıp hakka dönmeleri, namazlarını dosdoğru kılıp, zekâtı hakkıyla vermeleri için ha bire hakkı haykıracaksın, başkalarının günahına ağlayacak, başkalarının sevaplarına ise sevineceksin.
Batıl söylendiğinde rahatsız olacak, hakkın sesleri yükselirken huzur duyacaksın. Kısacası imanın zevkini tadacak ve herkesin o zevki tatması için çaba sarf edecek, dua edecek ve ağlayacaksın, yalvaracaksın. Bu ne büyük saadet. Hakkın terk edildiği, İslami şiarların unutulduğu bir çağda hakkı tutacak, tevhid bayrağını dalgalandıracaksın. Bu ne kudsi bir vazife. Ve bu uğurda başına gelen tüm bela ve musibetlere sabredeceksin. Sürgünü hicret, zindanı halvet ve ölümü şahadet belleyen bir düşüncenin müntesibi olacaksın. Hakkın sana çizdiği kadere gönülden boyun eğecek ve gönül rızasıyla Rahmana teslim olacaksın. Bu ne yüksek bir derece…
Peki, bu vazife alelade, basit bir vazife mi? Kesinlikle hayır. İlimle donanmak, bilgiyle dirilmek lazım. Çünkü Hz. Ali’nin dediği gibi ‘Bilgiyle dirilenler ölmezler.’ Evet, bilgiyle dirilmek, ilimle uykudan uyanmak lazım. Hak yolda yürümek için hakkı sürekli öğrenmeye devam etmemiz, ilmimize ilim katmamız lazım. Bediüzzaman Saidi Nursi(r.a.) ne güzel der: “Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vucuttan ziyade, şerr-i mahz olan âdeme daha yakındır.”
Evet, herkesin bildiği bir gerçektir ki durgun su bile zamanla kokmaya mahkûmdur. Aksiyonun olmadığı, yeniliklerin yaşanmadığı her alan ölür. Bizler de hak yolda yürürken mutlaka bilgimizi yenilemeli, sürekli ilmimize ilim katmalıyız. Aksi halde her geçen gün zaman yenilenirken bizler yenilenmediğimiz, bilgi dağarcığımızı geliştirmediğimiz için zamanın gerisinde kalır ve zamanla içimizde yanan hakkın ateşi sönmeye, aksiyonumuzu kaybetmeye ve toplumda etken bir faktör iken bilgi, kültür ve amel asalağı olmaya başlarız. Yön verenler olmaktan çıkar, yön verilenler oluruz. Bundan dolayı okumak çok önemlidir. Günceli takip etmek, var olan dünya konjonktürünü iyi anlamlandırmak için gördüğümüz, bize gösterilen olayların ne kadar gerçeği yansıttığını anlayabilmemiz için gazete, dergi, kitap gibi yayınları sürekli takip etmemiz gereklidir. Okumayan bir dünyada yaşıyoruz artık. Tv ekranlarının, internet sitelerinin mahkûmu olmuşuz. Okumuyoruz, okumadığımız için de gelişmiyoruz. Vaktimizin çoğu lehviyat kabilinden ne dünyamıza ne de ahiretimize faydası olmayan şeylerle geçiyor. Hayat ise devam ediyor. İnsanın maneviyatı yine doymaya, doyurulmaya muhtaç. Ağacın güneşe, suya, topraktaki minerallere ihtiyacı olduğu gibi ruhlarımız da ilme, ibadete, okumaya muhtaçtır. İslami bir camiada bulunmamız ruhlarımız için güneş mesabesinde olması gibi, Kur’an okuma, farz ve sünnetleri huşu ile eda etmenin ruhlarımızın suyu olması misali; okumak, ilim ve kültür hazinemizi geliştirmemiz de ruhlarımızın toprağı ve o toprak içerisindeki mineraller gibidir.
Zemahşeri ne güzel der: ‘Karanlık geceleri ben uykusuz geçirirken sen uyuyorsun. Ondan sonra da bana yetişmeye çalışıyorsun. Ne gezer’. Evet, hayatın kuralı bir şeye sahip olmak için bedelini ödemek gerekir. Hayatı doğru okumak, yanlışlara düşmeyip doğru yolda yürümek için de bir ücret şart. Bu bedellerden biri de okumaya zaman ayırmak, böylece kendini geliştirmek. Ben hiçbir şey okumayayım; ama her şeyi en iyi şekilde öğreneyim demek boş bir emel olsa gerek. Usul ve hikmeti araştırılmadan, kendi şahsi kanaat ve çıkarsamaları ile hareket edip, İslam’ın uçsuz bucaksız ilim ve hikmet havzasından beslenmeden hareket etmek ne büyük bir felakettir. 1500 yılı aşkın bir mirasa sahip olan bir dinin müntesiplerinin bu mirastan yoksun ve habersiz bir hayat sürdürmeleri ne acıdır. Bu mirasa sahip çıkmak; okumak, araştırmak ve gelecek nesiller için bu mirasa katkı yapmakla mümkündür. Tabi ki işin en önemli noktası okunanları pratiğe, yaşantının her alanına yansıtmakla mümkün olacaktır.
Ülkeler bazında basılan kitap, dergi ve okuma oranını ortaya koyan istatistiklere bakıldığında ülkemizde okuma oranının hayli düşük olduğunu görmekteyiz. Bunun yanında maddi olarak ilerlemiş ülkelerin ise okuma oranın hayli yüksek olduğunu görmekteyiz. Okuma oranı yüksek ülkelerdeki insanların hayatlarının her alanında okuduklarını görmekteyiz. Okumak hayatlarının bir parçası olmuş. Çarşıda, parkta, yolculuk esnasında kısacası nerede olursa olsun boş zaman buldukça okuyorlar. Ve bir gerçek hakka yöneldiklerinde hakkı her yönüyle tanıyorlar, çünkü okuyorlar.
Bizler de madden ve ma’nen ilerlemek istiyorsak –ki bununla mükellefiz- okumak zorundayız. Mutlaka günlük, haftalık ve aylık bir okuma programımız olmalı. Kendimizi kültürel ve bilgisel bir geliştirme programına tabi tutmalıyız. Bilmediklerimizi sadece başkalarına sormak yerine değişik kaynaklardan araştırarak ufkumuzu geliştirmeliyiz. Unutmayalım ki okumak insanın ufkunu geliştirir. Unutmayalım ki taharrir-i hakikat yani doğruyu araştırmak ve ittiba-ı hak yani hak olana tabi olmak Müslüman’ın boynunun borcudur. Son olarak şunu da belirtelim ki okumaya bir defa başlandı mı devamı mutlaka gelir. Yeter ki insan bu konuda tembel davranmasın. Sözlerime Viktor Hugo’nun şu sözü ile son veriyoruz: ‘Okumak ihtiyacı barut gibidir. Bir defa tutuştu mu artık sönmez’.

Zülfükar Fırat - inzar Dergisi


14090 kere okundu.
Diğer Makaleler